İZMİT'İN KURTULUŞU
(Üst Tarafı Birinci Sahifede)
Bütün İzmitliler nâmına huşu' ile ekilmişdir. Bundan sonra halk akşama ictimâ' ve fener alayına iştirâk etmek üzere dağılmışdır.
Gece İhtifâliAkşam on dokuz buçuktan sonra İzmit'in demir yoluna toplanan halkın ve askerlerin elinde fenerler ve bayraklar olduğu halde şehri dolaşmaya başladılar. O gece bütün İzmit sevinç ve heyecânla tek bir kalb gibi çarpıyor, herkes ve her yer derin bir vecd ile ebedî hürriyet ve istiklâl şerefine nurlanıyordu.. Heyecanlı kitle baştan başa şehri dolaşdıkdan sonra Türk Ocağının önünde duran müzikanın şakrak nağmeleriyle eğlenmeye başladılar. Her medenî memlekette mezmûm bulunan alagarson dansın bu mes'ud yıl dönümünde yer bulmasını te'min için ma'ârif müdîrimizle birlikte bir kaç genç fa'âliyet ve gayret sarf etdiler. Bu disiplin, bir müddet için hem çok nezih hem de dans etmek arzusunda bulunan ve gençliğe henüz ayak basmış olan hanım kızlarımızın arzusuna intibâk etdiğini, onların erkek arkadaşlarıyla dansa kalkmalarıyla sâbit oldu. Fakat ma'at-teessüf bu gayret ve disiplin, bir müddet için müessir olabildi. Çünkü eğlencenin en zevkli ve canlı bir deminde ortaya çıkmak ve alagarson dans etmekte ısrâr eden bir iki kişi, eğlenceyi de zevki de halkı da kaçırdı. Medenî memleketlerde erkeklerin kol kola bile gezmesi nazar-ı müsâmaha ile görülemezken ulu orta alagarson dans, elbette ki muvâfık görülmez. (Hür Fikir), bu keyfiyetin bir ayıp olduğunu yine bu sütunlarda yazmışdı. (Hür Fikir)in bu nokta-i nazarla ve haklı mütâla'atı her erbâb-ı şu'ur tarafından tasdîk ve hürmetle kabûl edilirken, diğer bir iki kişinin temerrüdü, hem inkılâb hem gençlik nâmına bir cehl ve bir [.]dır. İşte bu sebebledir ki şu mes'ud yıl dönümünün kalbe şifâ, ruha cilâ veren eğlencesi ma'at-teessüf biraz gayr-ı muvâfık bir sûretle nihâyetlenmişdir.
TÜTÜN ZÜRRÂ'I İÇÜN
----oOo----
İnhisâr İdaresi Bir Banka Tesisi Düşünüyor
----oOo----Türkiye tütünlerinin dörtte bir nisbetinde dâhilde i'mal ve istihlâk edildiği ve üçte ikisinin ihrâcât tüccârları tarafından satın alındığı, her sene yirmi milyon kilo kadar tütünün zürrâ' elinde kalarak nakde tahvîl edemediği tesbît olunmuşdur. Bu yüzden tütün piyasasında mütemâdî bir buhrân mevcûd bulunmakdadır.
Tütün zürrâ'ının vaz'iyeti ile yakından alâkadar olan inhisâr idâresi tütün yetişdiren mıntıkalardaki buhrânın izâlesi için bir takım tedbirler ittihâz etmişdir. Tütün inhisâr idâresi bu meyânda zürrâ'a lüzûm hâlinde avans vermek sûretiyle yardım edebilmek üzere bir banka te'sisini Mâliye Vekâletine teklif etmişdir. İdare bu teklifinden teşkîl edilecek bankanın sermâyesine iştirâk edebileceğini bildirmekdedir.
----oOo---
TREN YOLCULARI
----oOo----
Bugünden İtibaren Hüviyet Sorulmayacak
Tren yolcuları hakkında trende zâbıta tarafından yapılan hüviyet tesbîti mu'âmelesinin 1 Temmuzdan i'tibâren ref'ine karâr verilmişdir. Ba'demâ polisler yolculardan hüviyet varakası ve sâire aramayacaklardır.
Almancadan Nakli
Hasan Cemil | İYİ VE FENA | 'Türk Yurdu' Mecmuası'ndan
Büyük Hikaye |
İbrahim Müteferrika'nın ruhuna ithaf...
Bu sebeble eğer papalığın elçisi Hositlere? karşı harb için kefaret vesîkası satmak üzere, iki haftaya kadar buraya gelecek olursa, bundaki idrâk meyvesini halka sunmak bize düşerdi.'
Marten: 'Hayır, hayır' dedi, 'Sen bunda çok ileri gidiyorsun Anton, muhakkak çok ileri gidiyorsun. Biz birbirimize ihânet etmemeliyiz! Mütesânid kalmalıyız, mütesanid!'
Fransiskos te'yid etdi: 'İnsan kendi sırtı için usturpa örmemeli. İş bir kere çürüdü mü, kendiliğinden çöker, onu yıkmak için bizim ayrıca yumruk vurmamıza hâcet kalmaz.'
Marten: 'Biz kendimiz dahî mücrim olduğumuz için, cürüm şeriklerimizi ele vermek bizim için bir nâmussuzluk olurdu.' dedi
Antonyus i'tirâz etdi:'Peki ama ya bunu başka birisi yaparsa!'
Marten:'Bu başka bir mes'ele,' cevâbını verdi.
Buna suâl perisi Antonyus tekrar şöyle mukâbele etdi: 'Böyle bir hal olursa muhbir hakkında ne yapacağız?'
Marten:'Biz mi?' dedi, 'Biz emre itaat ederiz. Muhbir hakkında yapılacak mu'âmelenin ta'yîni baş papazın selâhiyetidir, hem kimin elleri temizse, taşı o atsın!'
Antonyus:'Eğer temiz elliyi beklemek lâzımsa, o halde hiç taş atılmayacak demekdir.' dedi.
'Esâsen niçin mutlak taş atmak îcâb etsin? Bu o kadar elzem bir şey mi? Hiç taş atmadan da yaşanamaz mı? Pek âlâ yaşanır! Fakat birâderler eğer teklifimi kabûl ederlerse, artık bu münâkaşayı bırakıp bağceye gidelim, ve (Kegal) (*) oynayalım. Akşam serinliği çıktı, biraz hareket de kanı teskîn eder, ve bu gece rahat uyku uyuyabiliriz. Buna i'tirâz eden var mı?'
Buna kimsenin i'tirâzı yokdu, ve aradan çok geçmemişdi ki, manastırın kıdemlileri dışarda Kegal yerinde bulunuyorlardı. Toplar yuvarlanmaya başladı, ve Kegaller şen şatır devriliyordu.
Fakat dışarıda, fiyordda, dallarla donatılmış sandallar kır gezintisinden dönenler evlerine taşıyorlardı. Genç kızlar türkü söylüyorlar delikanlılar keman çalıyorlardı; ihtiyâr erkeklerle ihtiyâr hanımlar dinliyorlar, ve batmaya başlayan akşam güneşi gibi, mağmum bir gözle bakıyorlardı.
İhtiyar bir kadın: 'Bilmek isterdim: Böyle güzel bir akşamda mukaddes adamlar içeride ne yapıyorlar?' dedi.
İhtiyar bir adam:'Ağaç köprünün üzerinden odun çekiyorlar gibi ses geliyor,' dedi.
Genç bir adam mukâbele etdi: Yahud tenekeden bir dam üstünde ölü kafaları yuvarlıyorlar gibi!'
Genç bir kız sordu:'Ne korkunç aks ediyor?'
İhtiyar kadın:'Zavallılar,' dedi, 'Çok çetin çile çekiyorlar,' ve başını sallayarak, sözünü te'yid etdi.
Bu anda boz kişiler manastırından bir çan çaldı. Dallarla donanmış sandallar oldukları yerde durdular; kürekler hareketten kaldı. Kemanlar sustu; başlar açıldı ve istavroz çıkaran göğüslerin üzerinde eğildi. Küçük çan, sanki acelesi varmış gibi, şiddetli bim bimini vurdu. Buna Karakardeşler manastırından başka bir küçük çan, sanki boz kardeşlerin ne düşündüğünü kendisi anlıyormuş gibi, Bum, bum, cevâb verdi; bunun üzerine ikisi de bir anda susdular, ve boz kişilerin yüksek taş duvarları üstünden, ikindi vakti?, selâm sana gökler melikesi, güftesiyle ve genç erkekler sesiyle yükselerek suyu aştı, ve cenûbtaki dağları inletti.
İhtiyar kadın gözlerinin yaşını sildi, ve ihtiyâr erkek, şâyân-ı hayret lahnları görmek istiyor gibi, yüzünü tepelere doğru kaldırdı.
Fakat son ses susunca kürekler battı, ve manastır bağcesinde tekrar yuvarlanma ve gürültü başladı.
İhtiyar kadın: 'Zavallıcıklar', dedi 'Böyle akşam karanlıklarına kadar durmadan dinlenmeden çalışıyorlar.'
Genç erkek: 'Ben zann etmiyorum ki, onlar çalışsınlar', dedi.
Genç kız sordu:'O halde ne zann ediyorsun?'
Genç erkek, genç kızın kulağına fısıldadı: 'Ben zann ediyorum ki, katırlar içeride kegal oynuyorlar.'
_________________________
(*)Bir yol gibi ince uzun bir zemin üzerinde ağaç gülleleri yuvarlamakdan ve yolun nihâyetine dikilmiş ağaç üstüvânelere isâbet etdirip bunları devirmekten ibâret bir top oyunu.
*
* *Demir çarşısında bir çok taş evler arasında cebhesi iki pencerelik dört katlı bir ev vardı. Fakat alt kat cebhesi yalnız tek pencereli idi; çünkü öteki pencerenin yerini kapı tutuyordu. Bu çok dar ve alçak bir kapı idi, ve buradan yine böyle dar ve alçak bir medhale giriliyordu. Kapının üstünde yontulmuş sünger taşından bir hayvân kafası vardı ki, bu bir canavara âid olduğu gibi bir samura yâhud bir yarasaya da âid olabilirdi. Gözlerini sanki dışarıda, pazar yerinde olub biten şeyleri gözetliyormuş gibi açık tutuyordu. Ve ağzı güyâ söz söylemek istiyormuş da, fakat düştüğü derin hayretden dolayı hiç bir kelimeyi ifâdeye kadir olamıyormuş gibi açık duruyordu. Demek, hareketsiz gözlerini en çok cezb eden şey pazarın orta yerindeki pranga idi. Bu bir falakanın yâhud bir iskemlenin bir dar ağacı ile gâyet ma'nalı bir tarzda terkîb edilmesinden vücûda gelmişdi ki, hafif mücrimler falakada kamçıdan geçirilir, ve ağırlar sehpada asılırdı.
Taş evin yer katındaki pencere bir dükkan penceresiydi ve önüne tezgah hizmetini gören bir tahta uzatılmışdı. Bu tezgahta Gutenberg'e tekaddüm eden tabi' san'atının ibtidâî mahsûlleri teşhîr edilirdi. Bunlar elifba kitablarıyla İncil'den kısa metînli ba'zı tasvîrler, takvimler, iskambil kağıtları ve bunlara benzer şeylerdi. Bütün bunlar tahta levhalar üzerine kesilib presesiz, el ile çekilirdi, ve bütün san'at Gutenberg'ten evvel, Avrupa'da yüz sene tatbîk edilmişdi. Bu hem pahalı, hem de zor bir usûl olduğu için, el yazısıyla pek rekâbet edemiyor, ve bu i'tibârla mübeyyizler tarafından tamâmen tehlikesiz bir rakib olarak görülüyordu, içeride pencerenin önünde dükkan sâhibi Hans oturuyordu.
-devam edecek-
☛ Çiftçilerimize Müjde ☚
Sevgili vatanımızın terakkî ve teâlîsi gayûr çiftçilerimizin toprağı iyi işleyib pul para kazanmasıyla olur. Bu da ancak
Son Sistem Âlet-i Zıraiye, Fennî Tohum ve Kimyevî Gübreleri
tanıyıb bilerek kullanmak ve elde etdiğimiz mahsûlü değer fiyatıyla satmakla mümkündür.
Hükumet-i Cumhuriye ve züürâ'ımızın bu maksadını te'min emeliyle uzun senelerin tedkîkât ve tecârubu netîcesi vâsıl olduğumuz netâyice nazaran en sağlam vilâyetimiz iklim ve arâzisine en muvâfık muhtelif âlat-ı zirai'yyeden mürekkeb dâimî bir sergi te'sis ederek İzmit'te Hürriyet caddesinde (çiftçi pazarında) teşhîr etmekte olduğumuzu muhterem çiftçilerimize müjdeleriz.
Behemehal bir şey almaya lüzûm yok. Geliniz, görünüz, tedkîk ediniz, istediğiniz makineyi Ali Kahya Çiftliği'nden tarlada tecrübe ediniz, bizzat kullanmasını öğreniniz, hoşunuza gider ve işinize yararsa alırsınız ve alacak olursanız her dürlü suhûlete mazhar olur ve yedek parçalarını dâimâ hazır bulursunuz. Şayed aradığınız makine Çiftçi Pazarında mevcûd değilse Avrupa veya Amerika'dan nâmınıza getirmeye âmâdeyiz.
İzmit'te demir yolunda hürriyet caddesinde 131 numeroda
'ÇİFTÇİ PAZARINI' bir kere ziyâret her halde menfa'atiniz iktizâsındandır.
Ali Kahya Çiftliği ve Çiftçi Pazarı sâhib ve müdîri
A. Rauf
AŞIK DERDLİ
---------------
Hayâtı, Divanı
---------
Saz şairlerinin en kuvvetlilerinden ve son neslin üstâdlarından olan Aşık Derdli'nin dîvân-ı eş'arı Çankırı meb'usu Tal'at Derdli gazetesi müdîr-i mes'ûlü Reşad Beyler tarafından büyük bir gayret ve himmetle toplanarak ahîran tercüme-i hâliyle berâber Bolu matba'asında nefis bir sûrette tab' edilmişdir. (160) sahîfeden ibâret olan bu eserde şairin şakirdi Figanî'nin de tercüme-i hali mündericdir. Erbâb-ı zevk ve tetebbu'a bilhassa tavsiye ederiz.
Fiatı (85) guruşdur.
Satış mahalleri: Bolu'da Zafer Kitabhânesi İstanbulda Bâb-ı âlî caddesinde kağıt kitab pazarı, Ankara'da Ma'ârif Kitabhânesi, Konya'da kağıd kitab pazarında satılmakdadır.
Marmara Es Bahri ve mevkî''i müstahkem Kumandanlığından:
| İhale Tarihi | Cinsi Hububat | Kilo |
| 25 Temmuz 928 târihine müsâdif çharşenbe günü saat 14 de münâkasa-i alenî sûretiyle | Arpa
Saman
Ot | 25000
30000
30000 |
1- Kumandanlık ve mevâki'i emrindeki hayvânâtın i'âşelerine muktezî ber vech-i muharrer üç kalem hayvânât fiyatları had i'tidalinde görüldüğü takdîrde ayrı ayrı şartnamelerle hizalarında merkûm eyyâm ve saatde münâkasa-i aleniye sûretiyle icrâ kılınacakdır.
2- Talibler şartnâme sûret-i musaddıkalarını almak üzere cum'adan ma'âda günlerde kumandanlık levâzım müdîriyetinden ahz edebilirler.
3- Münakasaya iştirâk edecek zevât evvel emirde temiinat-ı ibtidâiye akçelerini veya banka kefâlet mektublarını Kocaeli vilâyet Defterdârlığına bit-tevdi' alacakları makbuz-u resmileri ve ticâret vesaikiyle birlikde yevm-i mazkur ve saatde kumandanlık levâzım müdîriyetinde hazır bulunmaları ricâ olunur. 1-4
&
Kilo
36000
Yaş SebzeDarıcadaki merkez-i efrâdiyenin i'âşelerine muktezî ber vech-i muharrer otuz altı bin kilo yaş sebzenin şartnamesinde muharrer evsâf-ı mûcibince 14 Haziran 928 târihinden i'tibâren 14 Temmuz 928 târihinde kadar bir ay müddetle pazarlık sûretiyle ihâlesi icrâ kılınacakdır. Tâliblerin 14 temmuz 928 târihine müsâdif Cumartesi günü akşamına kadar kumandanlık levâzım müdîriyetine mürâca'atları i'lan olunur. 1-2
&
Kilo
37000
Koyun, Kuzu ve SığırDarıca'daki deniz efrâdının i'âşelerine muktezî ber vech-i muharrer otuz yedi bin kilo etin şartnamesinde muharrer evsâf mûcibince 16 Haziran 928 târihinden i'tibâren 9 Temmuz 928 târihine kadar bir ay müddetle pazarlık sûretiyle ihâlesi icrâ kılınacakdır. Tâliblerin 9 temmuz 928 târihine müsâdif Pazartesi gününe kadar kumandanlık levâzım müdîriyetine mürâca'atları i'lan olunur. 1-2
___________________________________
Müdîr-i Mes'ul: Kumandan oğlu Kasım Tevfik
___________________________________
Kocaeli-Vilâyet Matbaası